Site İçerisinde Ara:
  Ana Sayfa                
Yazıcıya Gönder
TARİH HABERLERİ / YAZILARI
 

Urartu Yiyecek Deposu  

1989 yılından beri devam eden ve Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu'nun yürüttüğü Ayanis Urartu Kalesi kazılarında, kaleyi inşa ettiren Urartu Kralı II. Rusa'ya ait depo mekânları ortaya çıkartıldı. Kalenin batı yönünde yer alan depo mekânları içinde boyutları 2 metreyi bulan depo küpleri tahıl ve içecek saklamak amacıyla kullanılıyor ve kale dışında yaşayan  halka ihtiyaç halinde bu depolardan yiyecek dağıtımı yapılıyordu. Küplerin boyutları depo içindeki kapılardan çok daha büyüktü ve olasılıkla yapının inşası aşamasında yerinde üretilmişlerdi. Ağızlarının çuval ile örtüldüğü ve kral mührü ile mühürlendiği gözlenen küplerin üzerlerinde çiviyazısı ile yazılmış ölçü miktarları, depo küplerinin yanlarında bulunan kaplarda krallığın farklı bölgelerinden kaleye gönderilen mallar bulunuyordu. Kapların yanındaki bullalar üzerinde (mühür baskısı) malların kimler tarafından ve nereden gönderildiği yazılı olurdu.

Kazılan küplerin içinde tahıl bulunamadı. Küp içindeki yağ gibi malzemenin yangınla yok olduğu önerilse de tahılların yanmış kalıntılarının bulunması gerekliydi. Olasılıkla kalenin tahribatı hasat zamanından hemen önce, olasılıkla ağustos başlarındaydı. Küplerin içlerinin boş olmasının bir başka nedeni ise düşmanın kaleyi talan edişi olabilir. Ancak kale içinde bulunan yüzlerce kalkan, sadak, miğfer ve mızrakların oldukları yerde bulunmuş oluşu bir düşman saldırısını olasılık dışı bırakıyor. Kale MÖ 645 yılları sırasında yaşanan bir deprem felaketi sonucu yıkılmış ve deprem ile tahrip olan kale, çevrede  yaşayan ve Hitit, Frig ve Asur gibi  farklı ülkelerden buraya getirilen halk tarafından yağma edilmiş olabilir. Ayanis Kalesi kazıları önümüzdeki yıllarda  Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Van Valiliği'nin maddi yardımları ile sürdürülecek ve kalenin depo mekânları, saray ve payeli salonları gün ışığına çıkartılacak.

Tatvan'da 5 Bin Yıl Önceye Ait Höyük Bulundu

Bitlis'in Tatvan ilçesinde günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önceye ait bir yerleşim yeri bulundu. Bulunan seramik parçaları MÖ 3. binyıla tarihlendi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Sinan Kılıç, yerleşim yerinin Tatvan Feribot İskelesi içinde yer alan ve Kale Tepesi olarak adlandırılan büyük bir kayalık tepeden göle doğru uzanan burnun ucundaki bir höyük olduğunu söyledi. Höyükte yapılan incelemelerde arkeolojik kalıntılar ve defineci çukurlarıyla karşılaştıklarını dile getiren Kılıç, daha sonra Kale Tepesi'ne de çıktıklarını ve burada büyük bir taşocağıyla karşılaştıklarını belirtti. Mahalle sakinleriyle yapılan görüşmelerde burada eskiden bir kale olduğu, ancak 1965'te Feribot İskelesi yapımı başlayınca kalenin tamamen sökülerek iskeleye dolgu malzemesi yapıldığı ve daha sonra kayalık tepenin dinamitlerle parçalanarak mendirek inşa edildiği ortaya çıktı. 1950'li yıllarda yapılan araştırmalarda Urartu Kalesi olarak kayıtlara geçen Kale Tepe'deki tarihsel kalıntılardan bugün sadece Mağara denilen bir Urartu kaya mezarı kalmış durumda. Mezar odası defalarca define arandıktan sonra artık pislik içinde duruyor ve yapılaşma yüzünden yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Tepenin batı yamacında bulunan eski Osmanlı mezarlığı ise cami inşa etmek için düzlenmiş. Bugün cami binası etrafında açık mezarlar ve ortalıkta insan kemikleri görülüyor. Kale Tepesi üzerinde yapılan incelemelerde de bazı tarihöncesi döneme ait seramik parçaları ele geçtiğini, dolayısıyla Tatvan'ın arkeolojik dönemleriyle ortaçağ tarihine ışık tutabilecek kalıntıların çoktan yok edilmiş olduğunu söyleyen Kılıç, ”Dünyanın hiçbir yerinde kimse kendi tarihi kalıntılarını böyle öç alırcasına yok etmiyordur. Tatvan Kalesi'nden kalan birkaç tarihi kalıntı halen koruma altına alınabilir” dedi.

İskoçya'da Demir Çağından Bir İskelet

Arkeolojik kazılar sonucunda İskoçya'nın batı sahilinde bir adada demir çağından kalma bir iskelet ortaya çıkarıldı. Genç bir kadına ait olduğu düşünülen kalıntı, Skye adlı bu küçük adada bulunan ilk iskelet. Geçen yıl Kilbride yakınlarında Yüksek Çayır (High pasture) mağarasında yapılan kazılarda MÖ 390-160 yılları arasına ait oldukları düşünülen hayvan kemiklerine rastlanmıştı. Kadın iskeleti ise kazı ekibinin taşlarla kapanmış olan mağarayı tekrar açması sonucunda ortaya çıktı. Arkeolog Marin Wildgoose bu mağaranın girişinin demir çağının bazı dönemlerinde dış dünyaya bilinçli olarak kapatıldığını düşünüyor.      

Kaynak: www.historytoday.com

Kamboçya'da Tarih Yağmalanıyor!!!

Kamboçya'nın kuzeyinde yaşayan fakir halk, tarih eserlerini satıp para kazanabilmek için yüze yakın siteyi yağmaladı. Uzmanlar ülkenin kültürel ve tarihi mirasının öğrenilmeden yok olacağı görüşünde. Kültür Bakanlığı MÖ 5. yüzyılda Kamboçya'nın imparatorluğun en güçlü merkezi olduğunu, Angkor döneminden, yani 9. ve 14. yüzyıldan günümüze gelebilmiş olan eserlerin bu şekilde yağmalamasına karşı otoritelerin önlem alması gerektiğini belirtiyor. Köylülerin taştan yapılmış boncukları bulup kendilerini teşvik eden işadamlarına sattıklarını dile getiren Heritage Watch'ın kurucusu Dougald O'Reilly, ayrıca Güneydoğu Asya'nın en önemli kültürlerinden biri olmasına rağmen şu ana kadar tarih öncesi Kamboçya hakkında çok az sayıda araştırma yapılmış olduğu, bunun yanında Angkor medeniyetinin nasıl geliştiği hakkında da yeterli bilgiye henüz ulaşılamadığı ve eğer yağmalar sürerse bu tarihi gerçeklerin asla ortaya çıkamayacağı üzerinde duruyor.

Kaynak: www.archaeology.org/online/

Kuran'dan Yazılarla Bezenmiş Şamdan

Lincolnshire'da bir kilisede bulunan, Kuran'dan yazılar ve Hıristiyanlıkla ilgili göndermelerle süslenmiş, iki yüz otuz altı santimetre boyunda, pirinçten yapılmış bakır kakmalı ender bir çift şamdan müzayedeye çıkarıldı. Şamdanın üzerinde bir Hıristiyan ilahisinden alınan bölümün Kuran'dan yazılarla beraber yer alması, eseri oldukça ilgi çekici kılıyor ve iki inanç arasında var olan bir birlikteliği ortaya koyuyor. Prof. Doris Behrens-Abouseif müzayedede yer alan ilk İslami eser olduğu düşünülen şamdanların benzerlerine Ortadoğu ülkelerinde fazla rastlanmadığını ve özellikle de bu şamdanlara Lincolnshire'ın kırsal kesiminde bir kilisede rastlanmış olmasının daha da şaşırtıcı olduğunu belirtiyor.

Kaynak: www.historytoday.com

“Futbol ve Faşizm” Kitabına Ödül

2005 Lord Aberdare spor tarihi edebiyat ödülü, Simon Martin'in Futbol ve Faşizm: Mussolini Emrinde Ulusal Oyun adlı kitabına verildi. Kitap, savaş öncesi dönemde sporun politikayla olan ilişkisini ve futbol ile faşizm arasındaki karmaşık bağlantıyı konu alıyor. Mussolini İtalya'sında futbol, ulusal kimliği besleyen ve ülkenin diplomatik durumunu yükselten bir araç görevi görmekteydi. 1934'te dünya kupasının kazanılması ülkede futbolun ilerlemesini ve dikkat çekmesini sağladı. İtalya bir üniversite takımıyla katıldığı 1936 Berlin olimpiyatlarından da altın madalya ile döndü. Yazar Simon Martin, faşist diktatörlüğün sporun geleneklere bağlayıcı kimlik ve milliyetçiliği kuvvetlendirmesinin yanı sıra İtalya'nın çeşitliliğini, sosyal ve kültürel gerilimini de ortaya çıkardığını savunuyor.

Kaynak: www.historytoday.com

Millet Hanı Restore Edilecek

Şanlıurfa'da Osmanlı döneminden kalma tarihi Millet Hanı restore edilerek kültür merkezine dönüştürülecek.

16. yüzyıl ortalarına tarihlenen, Osmanlı dönemine tarihlenen han, kesme taşlardan inşa edilmiş olup, geniş avlusunun çevresinde kalın payelerle bölünmüş, birbirleriyle bağlantılı geniş mekânlar yer alıyor. 1833 yılında onarım görmüş olan han, bir dönem alman yetimhanesi olarak, bir dönem ise askeri kışla olarak kullanılmış. Kuzeydeki tek katlı bölüm tahrip görmemişken, iki katlı güney cephesi tahribe uğramış. Yaklaşık iki hafta sürmesi planlanan kazı çalışmalarıyla hanın temel kalıntılarına ulaşıldı ve rölövesi alınıp projesi yapıldı. 

Proje Millet Hanı'nın eski görünümüne kavuşturulmasını ve restorasyon çalışmalarının hemen ardından tarihi yapının bir kültür merkezi haline getirilmesini öngörüyor.

Harran Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Cihat Kürkçüoğlu, yaptığı açıklamada “İçinde Müze ve Kültür Müdürlüğü hizmet binalarının yanı sıra el işi atölyeleri, otel ve kitap satış mağazalarının yer alacağı tarihi han haline gelecek” dedi.

“Osmanlı Tarihçileri” Projesi

2003 yılı sonbaharında Harvard Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (CMES) bünyesinde başlayan Osmanlı Tarihçileri  Projesi'ne ilk makaleler gelmeye başladı. Osmanlı tarihi alanında eksikliği gitgide daha çok hissedilen geniş kapsamlı ve bio-bibliyografik nitelikte bir kaynak ortaya çıkarmak amacıyla başlatılan Osmanlı Tarihçileri Projesi,  Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşamış ve eser vermiş tüm tarih yazarlarını kapsayacak. Editörlüğünü Cemal Kafadar, Hakan Karateke ve Cornell Fleischer'ın yaptığı çalışmanın şu aşamasında oluşturulan listede bin kadar tarihçi bulunuyor. Projenin Osmanlı tarihçiliği alanına yapmayı umduğu en büyük katkı, yukarıda adı geçen tarihçilerin biyografilerinin yanı sıra eserlerinin nüshalarının ve bu nüshaların bulunduğu kütüphanelerin mümkün olduğunca tam bir listesini meydana getirecek olması. Bu bağlamda özellikle şimdiye kadar yayımlanmamış eserlere öncelik verilerek bu eserlerin makul uzunlukta bir özetlerinin veya en azından bir “içindekiler” listesinin eklenmesi öngörülüyor. “Osmanlı Tarihçileri” Ortadoğu, Kuzey Afrika, Güneydoğu Avrupa ve Kafkaslar alanında çalışan uzmanlar ve öğrenciler için olacağı kadar, bu bölgelerin tarih ve kültürleriyle ilgilenen herkes için temel kaynak eser olma amacını taşıyor.

http://www.ottomanhistorians.com/  Ayrıntılı bilgi için hoe@fas.harvard.edu

 
  Anasayfa | E-Abonelik | İletişim | English | Dostlarınıza Önerin    
Gönüllü Başvuru Formu
Copyright ©1996 - 2005
Bu sayfanın tüm hakları Tarih Vakfı'na aittir.