Osmanlı İmparatorluğu’nda
19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla...
İzmir’de Futbol
19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nda Batı’ya açılış sosyoekonomik alanda olduğu gibi spor alanında da kendini gösteriyordu. İzmir de tıpkı Selanik ve başkent İstanbul gibi Avrupa’ya açılma sürecinde, Avrupa tarzı sporların ortaya çıktığı bir kent olma özelliğindeydi. 19. yüzyılın son çeyreğinde İzmir’in zengin Levanten ailelerinin eliyle sırasıyla futbol, tenis, bisiklet, eskrim, yüzme, kürek, atletizm, kriket, jimnastik ve boks kentte yayılmaya başlayan spor dallarındandı.(1) Bunlar arasında futbolun popülaritesiyle öne çıkışı ve daha sonra imparatorluğun diğer şehirlerine ulaşması halkın bu spor dalına gösterdiği ilgiyle açıklanabilir.
Günver Güneş*

Futbolun Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk kez nerede oynandığı konusunda hâlâ somut bir belge ortalıkta görünmezken, elde edilebilen kaynaklardan ilk futbol maçlarının başkent İstanbul’dan çok önce, 1870’li yılların sonlarında İzmir ve Selanik’te oynandığını söyleyebiliyoruz.(2)
İzmir’de futbol 19. yüzyılın son çeyreğinde birkaç İngiliz ailesinin gençleri tarafından hem eğlenmek, hem de spor yapmak için aralarında gerçekleştirdikleri oyunlarla başlamıştı. Daha 1880’li yıllarda kentte futbolun popüler bir spor olduğu, Bornovalı İngiliz gençler arasında oynandığı bilinmektedir. Bu durum İngiliz Konsolosluğu raporlarına kadar yansımıştır.(3)
İzmir’de ikamet eden La Fontaine ailesinin ileri gelenleri, kentteki diğer İngiliz ailelerinin de katılımıyla 1894 yılında “Bournabat Football and Rugby Club” adıyla bir futbol ve Rugby kulübü kurdular ve bu tarihten itibaren faaliyetlerini belirli bir organizasyon ve disiplin içerisinde bu kulüp çatısı altında yürüttüler.(4) Bournabat Football and Rugby Club, Türkiye’de resmi nizamnamesi ve tüzüğü ile oluşmuş ilk futbol takımıydı. Kulübün kurucuları arasında Arthur Whithall, James La Fontaine,(5) Edwin Whithall, Frank Whithall, Edwin Giraud, Henry Joly, Richard La Fontain gibi İngiliz ve Fransız tabiyetinde bulunan birkaç sporcu genç yer alıyordu.
19. yüzyılın ilk yıllarına kadar İzmir’in zengin Levanten ailelerinin tekelinde olan futbol oyunu daha sonra Rum takımları olan Panionios, Apollon ve Pelops ile Ermeni takımları Apetyan ve Vartanyan’ın katılımıyla geniş halk yığınlarına ulaştı. Özellikle Bornova’da oturan Rumlar bu oyunu İngilizlerden öğrendiler. Kısa süre içinde İzmir’de neredeyse bütün Rum gençleri sihirli meşin yuvarlağın peşinden koşturmaya başladı.(6) Nicos Karacas’ın ifadesine göre “İzmir’in Rum gençleri işi öylesine ilerlettiler ki kendilerine futbolu öğreten İngilizlere oyuncu verecek duruma geldiler”. Ancak yine de İzmir’deki futbol etkinliğinin en önemli merkezi Bournabat Football and Rugby Club’dı. 1890’lı yılların İzmir’deki en güçlü takımı da tartışmasız Bornovalı İngilizlerin futbol takımıydı. Bu takım şu isimlerden oluşuyordu: M.J. Whithall, Ed. Charnaud, Percy Joly, Jim. R. Giraud, Pelcoc Whithall, A.J. Whithall, Herbert Joly, A.E. La Fontaine, Edmund Giraud, Jim Gout, Hav. Joly, Th. Tarrazzi, Herbert Whithall, D. Whithall, Eddie Whithall, G. Whithall, J. Whithall.(7)
İzmir’de İngilizlerin kendi aralarında ve dışarıdan misafirleriyle yaptıkları maçlar yerel basına konu olduğu gibi, zaman zaman İstanbul gazetelerine de yansıyordu.(8) 1891-1892 yıllarında özel günlerde yapılan futbol karşılaşmaları(9) 1893 yılından itibaren alışkanlık haline getirildi. Yeni yılın ilk günlerinde programlanan maçlarda Bornovalı İngiliz gençleriyle İzmir’de yaşayan İngiliz gençleri bir araya geliyorlardı. 1894 yılında Bornova’da gerçekleşen böyle bir müsabakayı dönemin en güçlü kadrosuna sahip Bornovalı İngiliz gençleri kazanmıştı.(10) Bu müsabakaların sonraki yıllarda da devam ettirildiğini, yerel basındaki haberlerden biliyoruz. Nitekim 1897 yılı Ocak ayında düzenlenen bir turnuvada “Smyrna Club” futbol takımı birinci olmuştu.(11) 1897 yılı Ocak ayının son haftasında İzmir limanında demirli bulunan İngiliz donanmasına mensup gençlerden oluşan bir takımla, çoğunluğu İngiliz asıllı İzmirli gençlerden meydana gelen takımlar arasında Bornova sahasında yapılan maçı İzmir’in İngiliz gençleri kazandılar.(12) Bu iki ekibin Karşıyaka’da bir maç daha yapacakları Ahenk gazetesinde okuyuculara duyurulmuş, ancak maçın sonucu gazetede yer almamıştı.(13) 1897 yılı sonlarında İzmir limanında bulunan İngiliz savaş filosu mürettebatının kendi arasından çıkardığı bir takımla Bornova İngilizlerinin futbol takımları arasında Bornova’da oynanan maçı da Bornova kulübünün kazandığını yine Ahenk gazetesinin sayfalarından öğreniyoruz.(14)
İzmir-İstanbul Şehirleri Futbol Temasları
Türkiye’de şehirlerarası futbol müsabakaları ilk kez 19. yüzyılın sonunda İzmir ve İstanbul’un gayrimüslim gençlerinden oluşan karma takımlar arasında oynanan maçlarla gerçekleşti. İzmir’de 1880’li yıllarda İngiliz aileler arasında futbol bir eğlence unsuru haline gelmişken, İstanbul’da 1890'larda henüz futbolun ne olduğu bilinmiyordu. İstanbul’daki İngilizleri futbol ve rugby oynamaya İzmir’den bu şehre giden James La Fontaine alıştırırken, İstanbul’daki İngiliz tebaasından Hanry Pears da İstanbul’da futbolun yayılıp gelişmesine öncülük ediyordu. İki şehir arasında spor konulu temaslar İngiliz ailelerin girişimiyle başladı. İzmir ve İstanbul’da bulunan İngiliz aileleri 1897 yılından itibaren her sene bir şehirde yapılmak üzere beş yıl boyunca futbol ve rugby maçları düzenlediler.(15) Daha çok eğlence unsuru taşıyan ve iki şehirdeki aileleri kaynaştırmayı amaçlayan bu etkinliğin daha sonraları büyük bir rekabet ortamını da hazırladığını belirtmek gerekir. Bu müsabakalarda İzmir karmasının iskeletini 1894 yılında İngiliz ailelerinin Bornova’da kurmuş oldukları Bournabat Football and Rugby Club ile (16) İstanbul’da 1896 yılında Kadıköy’de kurulan Moda Football and Rugby Club oyuncuları ve üyeleri oluşturuyordu. İzmir ve İstanbul’daki İngiliz ailelerin birbirlerini ziyaretleri esnasında gerçekleşen futbol ve rugby müsabakalarının ilki 1897 yılında İstanbul’da yapıldı ve futbol maçını 2-1 İzmir karması kazandı.
Bir yıl sonra İzmir’deki maçı da yine İzmir karması 3-2 galip bitirmeyi başardı ve takımın İstanbul’a olan üstünlüğü üçüncü maçta da kendini gösterdi; 1899 yılında İstanbul’da gerçekleşen karşılaşmayı İzmir karması 1-0 önde tamamladı. 1899’dan sonra, bilinmeyen bir nedenle İzmir-İstanbul futbol müsabakaları durdu. 1904 yılında yeniden başlayan karşılaşmaların o yılki galibi yine İzmir oldu; ekip dördüncü müsabaka sonunda da sahadan 4-2’lik galibiyetle ayrıldı.

19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başlarında İzmir futbolunun İstanbul futboluna belirgin bir üstünlüğü söz konusuydu. 1904 yılındaki son karşılaşmaya İzmir takımı şu tertiple çıktı: A. Whithall, Harry Paterson, P. Brusah, R. La Fontaine, George Keon, E. Whithall, Edmond Giraud, Albert Whithall, A. La Fontaine, H. Culy, Jim Giraud.(17) 1897 yılında yayılmaya başlayan ve 1904 yılında İstanbul futbol liginin düzenlenmesi nedeniyle ara verilen İzmir-İstanbul karmaları futbol maçları İstanbul Futbol Birliği’nin bir kereye mahsus organizasyonuyla 1908 yılında bir kez daha gerçekleşti. 11 Aralık 1908 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen karşılaşmada İzmir karması ile İstanbul lig şampiyonu Galatasaray bir araya geldiler ve maçı 3-1 İzmir ekibi kazandı.(18) Bu müsabaka Türk futbol tarihi araştırmacıları tarafından şehirlerarası resmi maçların ilki sayılır. Daha önce iki şehir arasında gerçekleşen temaslar Levanten ailelerin birbirlerini ziyaretleri sonucu gerçekleşmişti. Son karşılaşmanın resmi kurallar çerçevesinde organize edilmiş olması böyle bir düşünceyi doğurmuş olabilir. Bu arada özellikle İstanbul’da İstanbul Futbol Birliği tarafından düzenlenen maçlar seyirci, futbolcu ve kulüpleri memnun ettiğinden, şehirlerarası maçlara yine ara verilmişti. İki şehrin kulüp yetkililerinin uzun görüşmelerinden sonra İstanbul ve İzmir şehir karmaları Balkan Savaşlarının karanlık günlerinde 1913 yılında yeniden bir araya geldiler; fakat bu kez İstanbul takımları tamamen Türk oyunculardan kurulu olarak sahaya çıkarken, İzmir takımı yine şehirdeki İngiliz gençleriyle birlikte birkaç Rum oyuncu takviyeli takımla müsabakaları gerçekleştirdi. İzmir karması ilk müsabakasını 2 Haziran 1913 tarihinde İstanbul şampiyonu Galatasaray’la yaptı ve Galatasaray maçı 2-1 kazandı; karşılaşma, İzmir ekibinin büyük itirazlarıyla tamamlanabildi.(19) İstanbul’daki ikinci maçını Fenerbahçe ile oynayan İzmir karması, oldukça iddialı hazırlanmış olmasına rağmen ilk maçın yorgunluğunun etkisiyle sahadan 4-1 yenik ayrıldı. İzmir karması son maçını İstanbul karması ile yaptı. Altı Fenerbahçeli ve beş Galatasaraylı oyuncudan kurulu olan İstanbul karması, karşılaşmada İzmir ekibini 2-0’lık skorla mağlup etti.(20) Bu maçların ilginç yanı İzmir’de Nejat Evliyazade, Sedat, Talat, Arap Fırınlı Süleyman, Hüsnü, Dr. Fikret, Dr. Kemal Tahsin, Haşim ve Mazlum gibi birçok Türk futbolcusu varken, İzmir karması oyuncularının hepsinin yabancı olmasıdır.
1906 Ara Olimpiyatlarında İzmir Futbolu
20. yüzyıl başlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda İzmir ve Selanik futbolda hâlâ İstanbul’dan oldukça ileri durumdaydılar. 1906 yılında Yunanlılar modern olimpiyat oyunlarının 10. yıldönümü dolayısıyla Atina’da bir “ara olimpiyat” düzenlediklerinde Osmanlı’dan futbol dalında Selanik ve İzmir takımları katılmışlardı. Ara olimpiyatlarda yapılan futbol maçlarında Danimarka karması İzmir’i 5-0, Atina karmasını 9-0 yenerek birinci olurken, Atina karması da Selanik karmasını 5-0 mağlup etti. Ancak Atina karması bilinmeyen bir sebeple İzmir karması ile yapacağı maça çıkmadığından hükmen yenik sayılarak diskalifiye edildi ve böylece Selanik karmasını 3-1 mağlup etmiş olan İzmir karması ikinciliği elde etti. Bu, İzmir futbolunun resmi karşılaşmalardaki en büyük başarısıydı. Atina’daki ara olimpiyatta ikinci olan ve gümüş madalya kazanan İzmir takımı şu oyunculardan kuruluydu: Edvin Charnaud, Zare Kuyumcuyan, Edward Giraud, Jack Giraud, Hanry Joly, Percy La Fontaine, Donald Whithall, Albert Whithall, Godfrey Whithall, Herbert Whithall, Edward Whithall.(21) 1906 yılında takımın neredeyse yarısı Whithall ailesinin üyesiydi; takımda Levanten ailelerin çocuklarının dışındaki tek oyuncu, İzmir Ermenilerinden olan Zare Kuyumcuyan’dı.
İngilizlerden Sonra
Rumlar da Futbol Sahalarında
İzmir’de 19. yüzyıl sonlarından itibaren şehirde önemli bir nüfus yoğunluğu bulunan Rumlar da, İngilizlerin ardından futbol alanlarına indiler. 20. yüzyıl başlarında kentte Rumların Panionios, Apollon ve Pelops kulüplerinin yanı sıra Ermenilerin de Vartanyan isimli futbol takımı bulunuyordu. 1900’lerin ilk yıllarında İzmir’de futbol adına en önemli etkinlik, Rum ve Ermeni takımlarının İngilizlerle yaptıkları müsabakalardı. Bu müsabakaların yanı sıra kentteki İngiliz ailelerinin çocukları ile limana demirleyen yabancı askeri filoların mürettebatı arasında da maçlar yapılmaya devam etti. 1902 yılı Mart ayında limanda bulunan İngiliz donanmasına mensup mürettebatla Bornova’daki İngiliz takımı arasında oynanan karşılaşmayı İngiliz donanmasına mensup gençler 20-10 kazandı.(22) Bu döneme ait İzmir’deki spor kulüplerinin bir arşivinin şimdiye kadar bulunamamış olması ve dönemin basınının bu organizasyonlara gereğince yer ayırmaması nedeniyle futbol maçları hakkında yeterince bilgi sahibi olamıyoruz. Sözünü ettiğimiz karşılaşmaların çoğu, bugünkü Şirinyer Hipodromu'nun bulunduğu alan ile, Alsancak Stadı'nın yer aldığı Punta çayırı ve Bornova spor sahasında yapılıyordu.(23) Bu futbol sahalarındaki maçlara Bornova ve Buca’daki İngiliz takımlarının yanı sıra Panionios, Apollon, Pelops gibi Rum ve Vartanyan gibi Ermeni kulüpleri ile Scotch, Packsers, Amerikan Koleji, Evangelidis okul takımları da katılıyorlardı. İzmir Türkleri 20. yüzyıl başlarında bu müsabakalarda yalnızca seyirci olarak yer alıyorlardı.
İzmir’deki Rum kulüpleri içerisinde en çok göze çarpan Apollon oldu;(24) takım 1900 yılından itibaren İzmir’deki Rum cemaati arasında oldukça popüler bir hale gelmişti. İyi bir kadroya sahip olan Apollon önemli sonuçlara da imza attı. 1911 yılında Avusturya milli takımını mağlup eden takımın bu başarısı Avusturya Bahriye Nezareti tarafından bir yazıyla kutlandı. 1918 yılında Apollon, İngiltere milli takımını özel bir maçta yenilgiye uğrattı; 1920 yılında Anvers'deki olimpiyat oyunlarında futbol karşılaşmalarına birinci takımının yanı sıra dört yedek oyuncusuyla katıldı.(25) İzmir’de faaliyette bulunduğu süre içerisinde üç stada sahip olan Apollon, İzmir’de işgal yıllarının da en güçlü futbol takımıydı. 1921-1922 İzmir lig şampiyonu olduğunda takım şu oyunculardan oluşuyordu: kaleci Yanakis, solbek Marcelos, sağbek Mağulas, solhaf Aloizakis, santrhaf Gillis, sağhaf Gotis, solaçık Domeniko, soliç Kamyoropulos, santrafor Samyos, sağiç Hrilus, sağaçık Haralambos.(26) 1922 yılında geçirdiği bir kazada 11 oyuncusunu kaybeden Apollon, Yunanlılar 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’den ayrıldığında diğer Rum kulüpleri Panionios ve Pelops gibi Atina’ya döndü.(27)
İzmir’deki diğer Rum kulüplerinden Panionios, sporun her alanında oldukça güçlü olmasına karşın iyi bir futbol takımına sahip değildi. 1911 yılında İzmir belediye başkanının bıraktığı 105.000 m2’lik alana büyük bir spor kompleksi yaptırdı. Alsancak garının bulunduğu alan içerisinde 95x95 m genişliğinde bir futbol sahası da olan bu yerin zemini ince toprakla döşenmişti ve 7000 kişilik portatif tribünleri bulunuyordu.(28)
Karataş'ta Omiro Onasis, Anastasio Hacı Emmanuil, Teofanus Misail ve G. Magrigizni’nin idaresindeki Pelops kulübü de kayık, yüzme ve jimnastik branşlarında oldukça aşama kaydetmiş olmasına karşın,(29) Apollon gibi ses getirecek bir futbol takımı oluşturamamıştı. Buna rağmen Melantios Mahallesi’nde kendi stadında İzmir çapında iyi sonuçlar alan, İzmir dışında da müsabakalara katılmış disiplinli bir futbol takımı meydana getirilmişti.(30)
İzmir’de Türkler Futbol Sahalarında
20. yüzyıl başlarında İzmir’deki spor sahalarında hâlâ Türkler görülmüyordu. Resmi kayıtlara göre de, 1905 yılına kadar İzmir’de hiçbir Türk futbol oynamamıştı. Bu tarihte Amerikan Koleji'nde öğrenim gören Talat (Erboy) Bey, Şerif Remzi (Reyent), Sabri Süleymanoviç ve Nejat Evliyazade okul takımlarıyla sahaya çıkan ilk Türk futbolcular oldular.(31) Ancak bu isimler, dönemin İzmir Valisi Kâmil Paşa'nın baskıları sonucu sportif faaliyetlere katıldıkları gerekçesiyle okullarından uzaklaştırıldılar. Talat Erboy, hatıralarında Amerikan kolej takımının Rum ve Ermenilerden oluştuğunu, futbola yeni başlayan acemilerin önce sanki takımın en kolay yeriymiş gibi yan haf bek yerinde oynatıldığını, kendisinin de önce bu bölgede oynatıldığını kaydeder.(32)
II. Meşrutiyet’e kadar (1908) Osmanlı İmparatorluğu’nda Türkler için spor yapmak hem sarayın yönetim anlayışına ters düşmesi, hem de muhafazakârların sert tutumu nedeniyle olanaksız gibiydi. Bu nedenle Amerikan Koleji'nden atılan Talat Bey, okumak üzere ailesinin de desteğiyle İngiltere’ye gönderildi; iki yıl İngiltere’de kaldı ve futbolun beşiği sayılan Büyük Britanya’da futbolunu geliştirdi. Nejat Evliyazade ise Belçika’ya gitti ve Belçika’da futbol oynayan ilk Türk oldu.
Meşrutiyet’in ikinci kez ilanıyla ortaya çıkan özgürlük ortamı, spor alanında da kendini gösteriyordu. Bu dönemde spor önce okullara girdi, ardından meydanlara ve spor alanlarına yayıldı. II. Meşrutiyet’le birlikte, spor konusunda yönetimin baskısı ve taassubu nedeniyle Türkler üzerinde yerleşmiş çekingenlik ve içe kapanıklıkta ortadan yavaş yavaş kalkıyordu; bu konuda en etkin çabayı İzmir’in Türk okulları gösterdi. İzmir İdadisi isim değiştirip Sultani Mektebi adını aldıktan sonra, spor ders programlarına alındı ve uzun araştırmalar sonrasında, Yakın Şark bilardo şampiyonu “Melikyan” isimli bir Ermeni, okulda jimnastik hocası olarak göreve başladı. Melikyan Efendi’nin çabalarıyla şehirdeki Türk gençleri modern futbola aşina oldular.(33) Melikyan Efendi önce okuldaki yatılı ve gündüzlü öğrenciler arasında iki futbol takımı kurup maçlar yaptırdı. Maçlar Göztepe’deki Pelops Kulübü’nün sahasında oynanıyordu. Şimendiferci Rıfat Bey’in anlattıklarından, futbolla ilk temasları izleyici olarak başlayan Mekteb-i Sultani talebelerinin, daha sonra kendi aralarında para toplayıp bir top satın aldıklarını; bu topla okul gezilerinde, pikniklerde kuralsız ve düzensiz bir biçimde üç yüz-dört yüz talebenin topun arkasından koşmak suretiyle oynamaya çalıştıklarını; Rum gençlerinin bu kargaşalığa müdahale edeip futbol oyununun bu şekilde oynanmayacağını söyleyerek, talebeleri iki takıma ayrılmaları gerektiği konusunda uyardıklarını; bir süre sonra da Rum gençlerinin futbol kulüplerine ait nizamnamelerin Talat ve BahaEsat Beyler tarafından Türkçe'ye tercüme edildiğini öğreniyoruz.(34) Yaşları 15 ile 16 arasında değişen Talat (Erboy), Nejat Evliyazade, Sabri Süleymanoviç, Kemal Tahsin (Soydam), Hasan Tahsin (Soydam), Şimendiferci Rıfat (İyison), Mazlum Bey, Hüsnü Bey ve Çakır Kemal okul sonraları aralarında maçlar yapıyorlardı.(35) Ancak bu gençlerin federe bir futbol kulüpleri bulunmuyordu.
İzmir'in en eski Türk futbolcularından biri olan Fikret Tahsin’in (Soydam) hatırladığına göre Melikyan Efendi, Mekteb-i Sultani öğrencilerini “leyliler ve nehariler” diye ikiye ayırıp pasın, şutun, golün ne olduğunu öğrencilere öğretmiş, İzmir’deki gayri resmi ilk Türk futbol takımı böylece, bu iki kısım karma öğrencinin bir araya gelmesiyle oluşmuştu. Kuruluş tarihi 22 Ekim 1910 olan bu takım ilk maçına Pelops sahasında çıkmış, sözü edilen tarihlerde belki de İzmir’in en güçsüz futbol takımı olan Rum Pelops takımına 9-0 yenilmişti.(36) 1910 yılında İzmir’in önde gelen Türk futbolcuları şunlardı: Dr. Fikret Tahsin, Dr. Kemal Tahsin, Baha Esat, Dr. Giritli Şevki, Süreyya, Hüsamettin, Baytar Şahap, Mühendis Rüstem, Dr. Hulki (Cura), Dr. Sadık, Hüsnü (Uğural) Sabri Süleymanoviç, Çakır Kemal, Mazlum, Talat, Nejat.
1911 yılında kentte spor faaliyetleri gerek Trablusgarp Savaşı, gerekse bir süre sonra başlayan Balkan Savaşları nedeniyle önce yavaşladı, ardından durgunluk dönemine girdi. İzmir’de yavaş yavaş kendini göstermeye başlayan, ancak bir kulüp çatısında bir araya gelemeyen Türk futbolcular ise uzun sürecek askerlik görevleri için orduya çağrıldılar. 1911-1914 yılları arasında tek tük rastlanan futbol müsabakaları yalnızca okullar arasında gerçekleşiyordu.(37) İzmir’de Darü’l-İrfan Mektebi talebelerinin spor yapabilmeleri için Kâtiboğlu’nda nizami bir futbol sahası bu tarihlerde tamamlanarak gençlerin kullanımına sunuldu.(38) 1911 yılı Mayıs ayında Mekteb-i Sultani futbol takımıyla Amerikan Koleji'ndeki Hilal Osmani Takımı arasında yapılan maçlarda Sultani’nin büyük fark yaptığı ve futbolun İzmir’deki bütün okullarda yayılmaya başladığı yerel basın tarafından halka duyuruldu.(39)
1913 yılında İttihat ve Terakki Mektebi’nin girişimleriyle İzmir’deki Türk okulları arasında bir futbol turnuvası düzenlendi. Müsabakalar salı ve cuma günleri şeklinde Kârhane Çayırı’nda programlanırken, şampiyon takıma bir top ve takdirname verilmesi kararlaştırılmıştı.(40) 1914 yılında İzmir Mekteb-i Sultani Takımı İzmir’deki tüm okul ve kulüp takımlarını yenmek gibi üstün bir başarı gösterdi. Bu takımda tamamı Türklerden oluşan şu oyuncular bulunuyordu: Faik, Sudi, Ömer, Sakızlı Muammer, Cafer, Muhacir Mehmet, Ödemişli Hamdi, Tatar Hasan, Nihat, Hasan, Çakır İsmail.(41) 1915 yılında Punta Çayırı’nda (Alsancak), Mekteb-i Sultani ile İttihat ve Terakki Mektepleri arasında oynanan maçı Mekteb-i Sultani 6-0 kazandı.(42)
İlk Türk Kulüplerinin Doğuşu
II. Abdülhamid yönetimindeyken futbola pek yanaşamayıp sadece izleyici olan Türkler, II. Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük ortamıyla yavaş yavaş hem oyuncu olarak yeşil sahalara inmeye başladılar, hem de kulüp kurdular.
İzmir’de ilk Türk kulübü Karşıyaka Terbiye-i Bedeniye ismiyle kurulduğunda(43) tarihler 1 Kasım 1328’i (1912) gösteriyordu. Karşıyakalı gençler futbol yoluyla gençlik örgütlenmelerini tırmandıran ve ulusal kültürlerini ayakta tutmak isteyen azınlıklara karşı milli bir tepkiyi dile getiriyorlardı. Kulübün renk seçimi de oldukça ilginçti: Yeşil Müslümanlığı, kırmızı da Türklüğü temsil ettiği için yeşil-kırmızı renkte karar kılındı.(44)
Karşıyaka'nın 1912 yılında kurulması bir tesadüf değildi. Balkan Savaşları sonrası özellikle Rumların başını çektiği yabancıların İzmir’i terk etmesi Türklerin kendilerini daha iyi göstermelerine neden olmuştu. İzmir'de 1912 yılından itibaren Rum takımlarının yerini güçlü Türk takımları almaya başladı. Bu, Balkan Savaşlarının karanlık günlerinde, azınlıkların adeta gövde gösterisi yaptıkları, ciddiye almadıkları, sindirmiş oldukları Türklerin ulusal uyanış heyecanının sporla kaynaşmasının yarattığı bir sonuçtu.(45) Kulübün kurucuları Cemalettin (Umar), Zühtü (Işıl), Osman (Güven), Refik (Civelek), Hüseyin (Odabaşı), Salih (Tanır) Beylerdi.(46) Kuruluşunu takip eden günlerde ilk maçını Sultani Mektebi’nin futbol takımıyla yapan Karşıyaka, kuruculardan Zühtü (Işıl) Bey’in hatırlamadığı farklı bir skorla maçı kaybetti. Takımın ilk yıllarında en çok temasta olduğu rakibi, Alaybey Rumlarıydı. Çoğu tornacı, marangoz kalfası ve hizmetkâr olan Alaybey Rumları her maçta Karşıyaka’yı mağlup ediyordu. Karşıyaka, faaliyetlerinin durduğu 1916 yılına kadar Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin Soğukkuyu Caddesi’ndeki İttihat ve Terakki Kulübü binasında faaliyetlerini yürüttü.(47) İzmir’de 1912-1914 yılları arasında “İzmir İdmanyurdu” isimli bir futbol takımından söz ediliyorsa da bu takımın Altay’ın isim almadan önce faaliyetlerini gayri resmi yürüttüğü dönemdeki adı olsa gerektir.(48)
Bu federe olmayan takımda Baha Esat (Tekant), Rıfat (İyison), Fikret Tahsin (Soydam), Dr. Kemal Mazlum (Öksüz), Süleyman Hüsnü, Enver Esat (Tekant), Hüsnü (Uğurel), Kemal (Çakırel), Tüccar Süreyya, Esat Çınar, Nuri Sıtkı (Erboy), gümrük komisyoncusu Zühtü ve ağabeyi Raşit, Fethi (Özalp), Nezihi Beyler bulunuyorlardı. Takım maçlara kırmızı-beyaz forma ile çıkıyordu.
I. Dünya Savaşı yıllarının en güçlü İzmir takımı Altay’dı ve Altay Karşıyaka’dan sonra İzmir’in tescil edilmiş ikinci Türk takımıydı. Altay’ın kuruluşu da Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasal ortamın gerildiği günlere tesadüf ediyordu. İzmir’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın Karşıyaka’yı himaye etmesinin ardından İttihat ve Terakki bu gelişmelere ilgisiz kalmadı. Fırka teşkilatı kurmak için İzmir’e gelen Celal (Bayar) Bey, Türk Ocağı’nın bünyesinde Çiftçi Necati, Vasıf (Çınar) Bey, Talat (Erboy), Nejat Evliyazade, Raif Nezihi, Şimendiferci Rıfat, Mustafa Necati Bey gibi İzmir’in ileri gelen idarecileri ve sporcularının önayak olmasıyla, Şükrü (Saraçoğlu), Baha Esat (Tekant), İzmir Valisi Rahmi Bey, Vasıf (Çınar), Mustafa Necati Bey’in de bir araya gelerek yaptıkları toplantıda, Türklerin gerçekleştirecekleri ciddi ve organize bir kulüp fikri ortaya atıldı. 16 Ocak 1914 tarihinde resmen kurulan kulübün ismi üzerinde çıkan tartışmalarda “Altay”, “Ergenekon”, “Turan” isimleri dönemin siyasi iktidarının milliyetçilik anlayışını tamamlayan bir unsur olarak öne çıktı ve sonunda “Altay” isminde karar kılındı. Altay, İttihat ve Terakki Fırkası ile onun bir kültür kuruluşu ve gençlik örgütü görünümündeki İzmir Türk Ocağı’nın koruyuculuğu ve desteğiyle hızlı bir gelişme gösterdi.(49)
Kulübün ilk toplantı yeri I. Dünya Savaşı sıralarında Şark İdadisi olarak isim değiştiren, Alsancak’ta Gül Sokağı’ndaki St. Joseph Fransız okulunun müdür odasıydı. İdadi Müdürü Mustafa Necati Bey kendi odasını kurucuların hizmetine verdi. Kuruculardan Nejat Evliyazade’nin ısrarları üzerine kulübün rengi siyah-beyaz oldu.(50) Altay’ın ilk kurucuları şu isimlerden oluşuyordu: Mustafa Necati, Vasıf (Çınar), Şükrü (Saraçoğlu), Baha Esat (Tekant), Talat (Erboy), Esat (Çınar), Nejat (Evliyazade), Hüsnü (Uğural), Raif Nezihi, Rıfat (İyison), Dr. Kemal Tahsin (Soydam), Tüccar Süreyya, Çiftçi Necati, Fethi (Özalp), Halil Zeki (Osma), Sıhhiyeci Kenan, İstanbullu Necati. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bizzat İzmir Sekreteri Celal (Bayar) Bey vasıtasıyla Altay’ı desteklemesi ve kulübe bina vermesi, bu sosyolojik gerçeği iyi değerlendiren İttihatçıların ileriye dönük bir yatırımıydı.(51) Kulübün başkanlığını Vasıf (Çınar) üstlendi. Kuruluşundan kısa bir süre sonra büyük başarılara imza atan Altay, mütareke döneminde Türk Ocağı kapanıncaya kadar isminden epey söz ettirdi. İlk yıllarında, Türk milliyetçiliği ve Türklük fikrinden hareketle kurulan Altay’a pek çok yabancı da üye olmuş, bu maddi ve manevi destek, sportif başarıları da beraberinde getirmişti. Nitekim 1914-1915-1916 mevsimleri İzmir Futbol Ligi şampiyonluklarını üst üste Altay kazandı.(52)
Altay I. Dünya Savaşı sırasında azınlık kulüpleriyle amansız bir futbol savaşı verdi. Bu yıllarda İzmir’de Altay’ın dışında Karşıyaka, Turan, Trablusgarp gibi Türk takımlarının yanında İngiliz gençlerden kurulu Pakser, Rum Panionios, Rum Apollon, Rum Pelops, Karşıyaka Rum Kulübü, Rum Evangelidis Okulu futbol takımı, Amerikan Koleji futbol takımı, Midilli Rum futbol takımı ve Ermeni Vartanyan takımları faaliyet gösteriyorlardı.(53) Bu takımları organize edecek örgütlü bir spor organizasyonu ve program bulunmuyordu. Bu nedenle takımların karşılaşmaları Anadolu, Ahenk, Köylü gibi İzmir gazetelerinin spor eğlenceleri başlığı altında yazılan haberlerden takip edilebilmektedir. Bu yazılardan İzmir’in Türk futbolcularını, oyun anlayışlarını ve sosyal etkileşimleri öğrenmek mümkün olabilmektedir.(54) Türk takımları içerisinde dönemin en parlak zaferlerini elde eden Altay, daha kuruluşunun ilk aylarında Bornova’da 1914 yılına kadar İzmir’de mağlubiyet yüzü görmemiş olan İngiliz takımını 3-1 mağlup etti. Altay oyuncuları kazandıkları başarıyı taçlandırmak için Bornova İngiliz takımının savunma oyuncusu Mamako’dan söz ediyorlardı. Anlattıklarına göre, bu oyuncu kale vuruşlarında topu bir kaleden öbür kaleye atıyordu.(55) Dönemin oyun anlayışında topu bir kaleden öbür kaleye göndermek oldukça önemliydi; bunu yapan oyuncular el üstünde tutulurdu.
Altay 9 Kasım 1914 tarihinde Punta’da (Alsancak’ta) Apollon mevkiinde Ali Rıza Bey’in idare ettiği karşılaşmada İngiliz gençlerden kurulu Pakser takımını 4-3 mağlup etti.(56) Bu ilk maçın kadrosu şöyleydi: İbrahim, Sıhhiyeci Kenan, İstanbullu Adnan, Raşit Karşıyakalı, Kemal, Şimendiferci Rıfat, Sabri Süleymanoviç, Hüsnü (Uğural), Mazlum (Öksüz), Nejat (Evliyazade), Talat (Erboy). 14 Kasım 1914 tarihinde Amerikan Koleji’ni 3-0 mağlup eden Altay,(57) 6 Aralık 1914 Cuma günü Punta da Panionios sahasında İzmir’in en güçlü Rum takımı Panionios’la 1-1 berabere kaldı;(58) 13 Aralık 1914 Pazar günü Karşıyaka’da Karavokir Meydanı’nda Karşıyaka Rum Kulübü’yle yaptığı müsabakadan ise 3-3’lük beraberlikle ayrıldı. Dönemin futbol nizamnamesi gereği Rum kulübüne 1, Altay’a 3 puan verilmek suretiyle maçı Altay’ın kazandığı ilan edildi.(59) Altay 1914 yılı sonlarında o denli güçlü bir kadro kurmuştu ki, ikinci takımı bile yılların İzmir takımlarına kafa tutar hale gelmişti. Nitekim Altay ikinci takımıyla İzmir Ermenilerinin takımı Vartanyan arasındaki müsabaka golsüz beraberlikle sonuçlanmıştı.(60)
27 Ocak 1915 tarihinde Bornova’da oynanan Altay-Bornova Rum Kulübü maçında rakibi Rum Kulübü Apollon ve Panionios kulüplerinden takviyeli oyuncularla çıkmış olmasına rağmen 2-0 galibiyet elde etmeyi başardı. Talat Erboy’a göre I. Dünya Savaşı sırasında en iyi Türk futbolcuları Hüsnü, Mazlum ve Nejat’tı. Talat bu oyuncuların meziyetlerini sayarken, Hüsnü’nün çalımlarını ön plana çıkardığını, ardı ardına birkaç kişiyi kendine has çalımlarıyla geçtiğini söylüyordu. Nejat fazla kıvrak sayılmazdı, ama şutları sıkıydı, topa ağacı yerinden sökecekmiş gibi vururdu. Mazlum İzmir’in en komple futbolcularındandı, üstelik oldukça beleşçiydi; çok iyi koşardı, kıvraklığı ve çalımları gayet yerindeydi, hatta İzmirli Rumlar ve İngilizler turneye çıktıklarında yanlarına Mazlum’u da takviye olarak alırlardı; Mazlum aynı zamanda iyi bir atlet ve 100 metre koşucusuydu.(61)
İttihatçıların Gölgesinde 1915 Yılı Futbol Şampiyonluğu
Mevcut bilgilerimize göre İzmir’de Türk takımlarının katıldığı ilk lig maçları 1915 yılının Nisan ayında başladı.(62) Vali Rahmi Bey adına düzenlenen bu turnuva Altay, Karşıyaka, Midilli ve Trablusgarp takımlarının katılımıyla bir buçuk ayda tamamlanmıştı. Galibiyete 2, mağlubiyete 1 puan verilen ve iki devreli oynanan karşılaşmalar sonrasında Altay 11 puanla şampiyon oldu. Trablusgarp kulübü daha ligin başında turnuvadan çekildi. Maçlar sonrasında Altay’a şampiyonluk kupasını İzmir Valisi Rahmi Bey takdim etti.
I. Dünya Savaşı yılları bütün Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi İzmir’de de sportif etkinliğin kırılmasına yol açmıştı. Buna rağmen savaşın sona ermesine kadar yarı canlı spor etkinliklerinin tek adresi İttihat ve Terakki’nin kanatları altında faaliyet gösteren Altay oldu; İttihat ve Terakki’nin ilgisini boşa çıkarmayan takım, 1915-1916, 1916-1917 İzmir lig şampiyonluklarını da kazandı.(63)
I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir’in en güçlü takımı unvanını eline geçirmiş olan Altay’ın kentte mağlup etmediği takım kalmamasına karşın, dışarıdan gelen yabancı gemilerin mürettebatıyla oynanan karşılaşmalarda hayal kırıklıkları yaşanıyordu. Bir keresinde, Talat Bey’in anlattığına göre bir İsveç savaş gemisi takımı ilk yarı Altay’a 12 gol atınca Altaylı futbolcular devre arası eşyalarını toplayarak futbol sahasından kaçmışlardı. Türk takımı bu açık farklı yenilgilerden de teknik ve taktik yönden rakiplerinden yararlanmayı öğrenmişti.(64)
I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Altay İzmir’de tek faal Türk kulübü olarak kaldı. 17 Temmuz 1918 tarihli Köylü gazetesinde kulübün Poligon’da futbol maçlarının da olacağı bir spor programı tertip edeceğinden söz ediliyordu.(65) Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanıp Osmanlı devletinin teslim olmasıyla birlikte dönemin yeni oluşan şartları gereği Altay faaliyetlerine “Türk İdmanyurdu” adıyla devam etti.(66) Bu tarihlerde rastladığımız tek futbol müsabakası 12 Aralık 1918 tarihinde Türk İdmanyurdu ile İngiliz Harp Gemisi arasında gerçekleşen maçtı.(67)
Mütareke Döneminde İzmir Futbolu
I. Dünya Savaşı ve onu izleyen mütareke döneminde Altay ve Karşıyaka’da futbol oynayan gençlerin her biri bir tarafa dağılmış, Türk okullarında da futbol oynayacak fazla genç kalmamıştı. 1919 yılı sonbaharında Şark gazetesi sahibi Halil Zeki (Osma) Bey’in ve Tüccar Hacı Hüseyin Bey’in girişimleri sonucu İzmir Sultanisi’nin birinci takımı oyuncularının ve bir kısım Altaylı gençlerin iştirakiyle İttihat ve Terakki Mektebi’nin (Dumlupınar Mektebi) karşısındaki binada İdmanyurdu kulübünü kurdular.(68) Yeni kulübün formaları yeşil-beyaz renkli ve çubukluydu. Mütareke yıllarında faaliyet gösteren tek Türk spor kulübü olan İdmanyurdu’nun kadrosunda bulunan oyuncular şunlardı: Kırsakal Muzaffer, Suphi, Kaleci Mustafa (Balöz), Zım Zım Osman, Fevzi, Mamako Saim (Seymener), Hoca Mehmet, Sakızlı Neşet, Muammer, Mazlum, Hafız, Mümtaz, Sivrisinek Baha, Dede Kenan, İmanım Celal, Bacak Mithat, Kolokir Hüseyin, Hasan Yanık, Adnan(69) (Menderes). Kulübün rengi daha sonra kırmızı-beyaz oldu; formalar kırmızı zemin üzerine beyaz bir kuşak şeklinde tasarlanmıştı.(70)
İzmir’de 15 Mayıs 1919 tarihinde başlayan Yunan işgali Türk gençlerinin toplanıp etkinliklerde bulundukları spor kulüplerinin sonunu hazırladı. Yunan işgaline ve şehirdeki Türklerle Rumlar arasındaki gerginliğe rağmen Rum futbol kulüplerinin oyuncuları eski arkadaşları İdmanyurdu oyuncularını sık sık maçlara davet ediyorlardı. Umar’a göre bu, sporun birleştirici özelliğiydi; tüm siyasi gerginlik ve düşmanlıklara karşın sporcu Türk ve Rum gençleri arasındaki centilmence bir arkadaşlığın göstergesiydi.(71) İdmanyurdu’nun kurulması ve bir Türk futbol takımının sahalara inişi, baskı altındaki İzmir Türklerini sevindirmişti. İdmanyurdu önceleri yalnız limana gelen yabancı savaş gemilerin mürettebatıyla maçlar yaparken, daha sonraları bazı Rum kulüplerinin ve onların oyuncularının davetleri sonucu özellikle Apollon, Pelops gibi kulüp takımlarının yanı sıra Evangelidis gibi okul takımlarıyla da karşılaşmalar organize edildi. Bu müsabakalara çoğu kez İzmir’deki İngiliz ve İtalyan kolonileri de geliyordu. Maçlar Panionios, Apollon, Talebe Çayırı sahalarında gerçekleşiyor, sahaların kenarında oyunları 2000-3000 kişi takip ediyordu. İdmanyurdu-Apollon maçları çoğunlukla, tüm dostluk gösterilerine rağmen sert ve kırıcı olması, bu maçlara hakem bulmayı zorlaştırıyordu.(72) Futbolun Türkler arasında yeni yeni canlanmaya ve ortaya yeni kulüplerle yetenekli oyuncuların çıkmaya başladığı bir sırada İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali, her şeye olduğu gibi futbola da ağır bir darbe vurdu.(73)
* Yrd. Doç. Dr., Adnan Menderes Üniversitesi,
Tarih Bölümü
Notlar
1 Bunlar arasında çarpıcı gelişme gösteren deniz sporları ve atletizm için bkz. Günver Güneş, XIX. yy’dan XX. yy’a İzmir’de Deniz Sporları ve Atletizm, (İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Yay, 2002).
2 Meropi Anastassiadou, “Yüzyıl Dönemecinde Selânik’te Seçkin Sporları ve Sporcu Seçkinleri”, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşamak, ed. François Georgeon, Paul Dumont, (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000), 176. Cem Atabeyoğlu, Türk Futbol Tarihi (1904-1991), (İstanbul, 1992), 11.
3 Rauf Beyru, 19. yy’da İzmir, (İstanbul: Literatür Yay., 2000), 278.
4 Rüştü Dağlaroğlu-Haluk San, Türkiye Futbol Tarihi (1890-1923), (Ankara, 1973), 4-5.
5 James La Fontaine öyle teşkilatçıydı ki, 1899 yılında İstanbul’a gitmeden önce İzmir’deki Rum ve Ermeni kulüpleri arasında lig usulü maçlar yapılmasını organize etmiş, hazırladığı lig 1922 yılına kadar devam etmişti. Ne yazık ki elimizde bu lig ile ilgili fazlaca doküman bulunmuyor.
6 Atıf Kahraman, Osmanlı Devletinde Spor, (Ankara: Kültür Bak. Yay, 1995), 67.
7 Nicos Karacas, Asırlararası Bornova, (Atina, 1955), 166. (Yunanca olan bu eserin Türkçe’ye çevrilmesinde yardımlarını gördüğüm Selanik doğumlu arkadaşım Hakan Emin’e teşekkür ederim.) Adnan Bilget, Son Yüzyılda İzmir Şehri (1849-1949), (İzmir: Meşher Basımevi, 1949), 136.
8 Mürüvvet, 18 Teşrinisani 1890; Atıf Kahraman (1995), 68. Tuncer Baykara, İzmir Şehri ve Tarihi, (Bornova, 1974), 90. Çınar Atay, İzmir’in İzmir’i, (İzmir: Esiad Yay, 1993), 230.
9 Hizmet, 23 Kânunusani 1892. Baykara’nın ve Atay’ın 24 Ocak 1892’de oynadıklarını söyledikleri maç aslında 20 Ocak’ta yapılmıştı. Dönemin gazetelerine yansıdığı tarih 24 Ocak’tır. Tuncer Baykara (1974) 90. Çınar Atay (1993) 230.
10 Maçlar pazar günleri öğleden sonraları yapılıyordu. Bu tarihlerde oynanan müsabakaların sonuçları basın tarafından önemsenmediğinden maçların hangi skorla bittiği konusunda bilgimiz bulunmuyor. Hizmet, 2 Ocak 1894.
11 Ahenk, 23 Kânunusani 1897. Büyük bir ihtimalle adını daha önce duymadığımız Smyrna Club, Bournabat Football and Rugby Club'dan sonra kurulan İzmir'in ikinci önemli futbol kulübüydü.
12 Ahenk, 30 Kânunusani 1897.
13 Ahenk, 4 Şubat 1897.
14 Ahenk, 18 Teşrinisani 1897.
15 Ali Rıza Ertuğ, Türkiye Futbol Tarihi (1890-1923), (Ankara, 1977), 8.
16 1890’lı yıllarda, İzmir’de futbolun ilerlemesinde önemli rol oynamış isimlerin başında James La Fontaine, A La Fontaine ve R. La Fontaine’nin yanında Whithall ailesi, Giraud ve Culy ailelerinin gençleri ön sıralarda yer alır. Özellikle bu dört ailenin çocuklarından oluşan iki İngiliz takımı başlangıçta kendi aralarında sırf eğlence için futbol oynamışlardı. Bu gruba İngiltere’de de futbol oynamış olan Hary Paterson ile Edwin Charnoud da katıldılar. “İzmir’de Futbol”, Demokrat İzmir, 14 Ocak 1968.
17 Cem Atabeyoğlu (1992), 11.
18 Ali Rıza Ertuğ (1977), 23.
19 Oyun içinde İzmir karmasının bariz bir golünün ofsayt gerekçesiyle sayılmaması İzmirli oyuncuları ve İzmir ekibinin yöneticilerini epey kızdırmıştı. Yapılan yorumlarda golün nizami olduğu ve maçın 2-2 berabere olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Ahenk, 5 Haziran 1913. Mehmet Ali Oral, Türkiye Futbol Tarihi, c. 1, fasikül 2, (1913-1922) (İstanbul, 1954), 97.
20 M. Ali Oral, 1954, 97. 1913 yılına kadar İzmir takımlarının İstanbul'a karşı olan üstünlüğü bu tarihten sonra tamamen İstanbul'a geçti.
21 Cem Atabeyoğlu (1992) 11-12. Nedim Atilla, “İlk Olimpiyatlarda İzmirliler”, İzmir Life, Sayı 48 (Ağustos 2005), 35-36
22 Ahenk, 26 Mart 1902.
23 Ersin Doger, “Bornova’nın Kısa Tarihi”, Tepekule Tarih Dergisi, 1 (İzmir 2000), 25.
24 Apollon’un kuruluş tarihi ve yöneticileriyle ilgili olarak bkz. Engin Berber, Sancılı Yıllar (1918-1922) Mütareke ve Yunan İşgali Döneminde İzmir Sancağı, (Ankara: Ayraç Yay, 1997) 45.
25 Hristo Solomonidis (Tis Smirnis) İzmir, (Atina, 1957), 180.
26 Bilge Umar, İzmir’de Yunanlıların Son Günleri, (Ankara: Bilgi Yayınevi, 1974), 239.
27 H. Solomonidis (1957), 180.
28 H. Solomonidis (1957), 206.
29 Engin Berber (1997), 346.
30 H. Solomonidis (1957), 312.
31 Talat Erboy yıllar sonra M. Ali Oral’a bu dönemle ilgili anılarını anlatırken Sabri Süleymanoviç ve Nejat Evliyazade’nin futbol oynadıklarını bildiğini, ancak Şerif Remzi Bey’i kolejde gördüğünü, fakat futbol oynadığına tanık olmadığını belirtmiştir. M. Ali Oral (1954), 77-78.
32 “Türk Futbol Tarihi İzmir’in ilk Türk Futbolcusu Talât Erboy’un Hatıraları”, Profesyonel Spor, (Ankara, Mayıs 1956), 27-28.
33 Ergun Hiçyılmaz, Türkiye’de Futbolun Öyküsü, (İstanbul, tarihsiz), 8. Melih Tınal, İzmir Atatürk Lisesi Tarihçesi, (İzmir: İzmir Atatürk Lisesi Eğitim Vakfı Yay., 1999), 54.
34 “Ağları Sarsıp Geçtiler”, Demokrat İzmir, 5 Ocak 1968.
35 Yaşar Aksoy, “Gâvur İzmir’de Gol Sesleri”, Futbol ve Kültürü (derl. Roman Horak, Wolfgang Reiter, Tanıl Bora) (İstanbul: İletişim Yay., 1993), 337-338; Cem Atabeyoğlu (1992) 71-72.
36 Demokrat İzmir, 15 Ocak 1968.
37 Mehmet Ali Oral, 1954, 26.
38 İttihat, 25 Nisan 1911.
39 “Şehrimizde Futbol Müsabakaları ve Sultaniyeliler”, İttihat, 21 Mayıs 1911.
40 Ahenk, 27 Mart 1913.
41 “Türk Futbol Tarihi”, Yeni Asır, 9 Nisan 1965. Melih Tınal (1999), 55.
42 Ahenk, 19 Ekim 1331.
43 Karşıyaka kulübünün “Terakki” adı altında kurulmasıyla ilgili olarak bkz. Ahenk, 19 Kânunuevvel 1328.
44 Yaşar Aksoy, Karşıyaka ve Kaf Sin Kaf Tarihi (İzmir, 1987), 1-23; Ali Rıza Ertuğ (1977) 30.
45 Yaşar Aksoy (1993) 329.
46 Ali Rıza Ertuğ (1977) 30.
47 “İzmir’de İlk Türk Kulübü”, Demokrat İzmir, 17 Ocak 1968.
48 “İzmir İdmanyurdu Nizamnamesi” için bkz. Anadolu, 26 Kânunusani 1914.
49 Yaşar Aksoy (1993) 338; Bilge Umar (1974) 236; Rüştü Dağlaroğlu, Haluk San (1973) 179-180; Çetin Esen Kaftan, Altay Tarihi (İzmir, 1978), 1-10.
50 “İzmir’de İlk Türk Kulübü”, Demokrat İzmir, 17 Ocak 1968.
51 Yaşar Aksoy (1993), 339.
52 Rüştü Dağlaroğlu-Haluk San (1993), 180.
53 Ali Rıza Ertuğ (1977), 33.
54 M. Ali Oral (1954), 124.
55 “Uzun Donlular”, Demokrat İzmir, 15 Şubat 1968.
56 Ahenk, 10 Teşrinisani 1330.
57 Anadolu, 16 Teşriniani 1330; Ahenk, 16 Teşrinisani 1330.
58 İzmir’in Türk basını bu beraberliği oldukça övgüye değer buldu. Bir tarafta daha bir yılı doldurmamış sahaya on bir kişiyi zor çıkaran Altay, diğer tarafta 15 yıllık geçmişi ve 90 sporcusu olan Panionios denerek Altaylı gençlerin başarısı kutlandı. Anadolu, 8 Kânunuevvel 1330.
59 Bir hafta önceki karşılaşmayı Altay 5-0 kazandığından böyle bir averaj uygulaması oldu. Anadolu, 16 Kânunuevvel 1330.
60 Altay’ın ikinci takımında Fethi, Hüseyin, Zühtü, Kenan, Hakkı, Ali Rıza, Rafet, Sedat, Eşref, Mehmet ve Asım isimli oyuncular bulunuyordu. Köylü, 19 Kânunusani 1914.
61 “Ağları Sarsıp Geçtiler”, Demokrat İzmir, 2 Şubat 1968.
62 Ahenk, 5 Nisan 1331.
63 Altay’ın güçlenmesinde sözü edilen siyasal destek yanında futbol takımının güçlü oyuncularla takviye edilmesinde etkisi vardı. İzmir’in meşhur ikiz futbolcuları Ermeni Apetyan Kardeşler ve Almanyalı Küçük Zabit Carl Steininger Altay’ı oldukça kuvvetlendirdiler. Profesyonel Spor (1956), 39-40.
64 Futbolcu Talat’ın hatıralarının değişik yorumları için bkz. Profesyonel Spor (1956), 40; “Uzun Donlular”, Demokrat İzmir, 15 Şubat 1968; M. Ali Oral (1954), 81.
65 Köylü, 17 Temmuz 1334.
66 “İlk Türk Futbolcusu Talat Erboy”, Demokrat İzmir, 16 Ocak 1968.
67 Anadolu, 12 Kânunuevvel 1334.
68 Naci Gündem, Günler Boyunca İzmir, (İzmir: Gümüşayak Matbaası, 1955), 67; Bilge Umar (1974), 238-239.
69 Soner Yalçın, Efendi isimli kitabında Ali Adnan’ı (Menderes) Altay'ın kalecisi olarak takdim etmektedir. Dönemin basının tek tek incelemiş biri olarak açıkçası bu bilgiyi nereden aldığını merak ediyorum. Adnan (Menderes) hiçbir zaman Altay'ın kalecisi olmamıştır. Daha doğrusu futbol oynayıp oynamadığı bile tartışma konusudur. Birkaç kaynakta mütareke döneminde Adnan isimli bir oyuncudan söz edilir, o da kaleci değil santrfordur ve Altay'ın değil İdmanyurdu'nun oyuncusu olarak bilinmektedir.
70 Bu değişiklik sonrası İzmir’deki Rum gazeteleri formaları Yunanistan’ın milli renkleri olan Apollon ile İdmanyurdu maç yapacağında, “Kırmızı-beyaz ile mavi-beyaz çarpışıyor” diye yazıyorlardı. M. Ali Oral (1954), 130.
71 Bilge Umar (1974), 238.
72 M. Ali Oral (1954), 52-53. Bu zor maçları İtalyan asıllı Domeniko veya Boretti kardeşlerden biri gürültüsüz bir şekilde yönetiyordu.
73 Cem Atabeyoğlu (1992), 72.